| Vazgeçme(me)ce |
|
| Cuma, 14 Mart 2008 18:02 | |||
|
Hevsinin geçmemesini diledi. Soğumaya yüz tutmuş sütlü kahvesinden kocaman bir yudumla birlikte nicedir kullanmadığı dolmakalemini aldı eline. Yazmayacağını biliyordu. Hep öyle olurdu zaten. Uzakta kaldığın, uzakta tuttuğun her şey gibi. Mürekkep şişesini hatırladı. Nereye koyduğunu değil ama. Kalemini en sevdiği hediyelerden biri olan pişirilmiş çamurdan kalemliğine bıraktı… Bitmiş kahvesinden bir yudum daha çıkarmayı denedi, beceremedi. Boşalan en sevdiği hediye kupasını masasının en sevdiği köşesine, boş bırakmayı becerebildiği köşesine bıraktı. Saati her zamanki gibi çok geç kaldığını gösteriyordu. Önce ışığı, ardından gözlerini kapattı. Sonra devam etmeye başladı düşüşüne, kaldığı yerden… ali.
|




