|
Salı, 15 Ağustos 2006 16:31 |
|
Sayfa 1 - 7 Nur Gayretli Sadece Bir Dolmakalem… Dar sokaklardan geçerek, en sonunda evlerine varmıştı Pelin. Her gün bu sokaklardan önce okula gitmek, sonra eve dönmek için geçerdi. Bu sokaklar ona, hep güzel görünürdü,evlerin eski dış kaplamalarına, bakımsızlıklarına karşın. Burada yaşamaktan da bu yüzden mutluydu. Okul dönüşlerinde hep bu evlere içine dolan bir hayranlıkla bakarak devam ederdi yoluna. Sonunda kendi evlerine varırdı.
Evleri iki katlı,dışı eskimiş olmasından dolayı pembe görünen aslında kırmızı boyayla yıllar önce boyanmış bir evdi. En azından Pelin böyle düşünüyordu. Çünkü evlerinin dış boyası çok soluktu. Yine de evini severdi. İçinde bu düşünceler ve yorgun bedeniyle evin küçük bahçesine girdi, anahtarıyla kapıyı açarak. Burası küçük bir bahçeydi. Ev de ufak bahçenin sonunda yer alıyordu. Bu küçük bahçede Pelin’in ve kardeşi Selin’in küçük birer bölümleri vardı kendilerine ayrılan. Pelin burayla uğraşamayacağını söyleyip annesine onun için bir şeyler yapmasını söylemiş ve annesi de onun için birkaç menekşe dikmişti. Kardeşi ise bir sürü değişik çiçekle süslemişti burayı. Ama sonuçta bahçeye kendileri değil anneleri bakıyordu.
Pelin kızıl, kıvırcık saçlarını arkasına atarak bahçeyi hızla geçti. Eve gidip hemen kitap okumak ya da başka şeyler yapmak istiyordu. Yani ders çalışmak dışında ne olursa yapmaya razıydı. Temizlik bile!
Her zamanki gibi annesi bahçe kapısının sesini duyarak onu karşıladığı gibi bugün de öyle yaptı. Pelin, annesine gününün nasıl geçtiğini anlatırken bir yandan da yemek yiyordu. En sonunda söz derslere yani Pelin’in en son konuşmak isteyeceği, belki de hiç konuşmak istemeyeceği konuya geldi. Annesi üniversiteyi okuyamamış bir kadın olduğundan kızının bütün okulları okumasını ve iyi bir meslek edinip kimseye bağlı olmadan yaşabilmesini istemişti. Bu yüzden Pelin’in dersleri ile yakından ilgilenir ona sık sık derslerine düzenli çalışıp başarılı olmasını öğütlerdi. Hele okumanın sınavlara bağlı olduğu bir ülkede derslerine çalışması şarttı. Pelin, bu nutukların başlayacağını sezer sezmez hemen annesinin yanından tüymeye bakardı( artık bu konuda bayağı başarılı olmuştu!). Bu seferde :
- “ Ay, anne ben çok doydum, hemen kalkayım hem daha bir sürü işim var!”
demişti(aslında bu en kötü bahanelerindendi, çünkü yapacak hiçbir işi yoktu!).
Dağınık odasının kapısını zorla açtı. Çünkü odasını daha topladığı en son tarihi bile hatırlamadığından yer öyle bir kıyafet,kağıt vs… yığınıyla kaplanmıştı ki kapıyı zorla açtı. Aslında annesinden hep bu oda toplama konusunda kendisine yardım etmesi için yalvarmış, her seferinde olumsuz yanıt almıştı. Bir keresinde annesinden ayda bir aldığı paradan bile vazgeçebileceğini söylemişti ama bu sefer aldığı olumsuz cevap diğerlerinden daha sert olmuştu.
Yatağının üstündeki çoğu kıyafetten oluşan yığını bu sefer yere itekleyerek kendine kitap okumak için bir yer açtı. Macera kitaplarından hoşlandığı için okuduğu kitap da Clive Cussler’ın “Batık”ıydı. Kitaptaki Dirk Pitt’e ve onun her saati heyecanlı geçen yaşamına hayranlık duyardı.
Kitap okumayı çok severdi. Yazmayı da. Bir çok öykü yazmıştı ama bunların hiç birini zamanla beğenmemeye başlamıştı. İyi yazamadığını düşünmüyordu ama çok iyi de değildi. Ayrıca yazı yazarken hep iyi bir kaleminin olmasını isterdi. İyi kalemin insana yazı yazarken ilham verdiğine inanırdı.
Akşamlara kadar kitap okurdu ve çok az ders çalışırdı. Akşam sekizde babası eve geldiğinde hepsi birlikte yemek yerler ve Pelin ve kardeşi yatarlardı, istemeye istemeye. Okulları erken başladığından kendilerini bildi bileli hep erken yatar ve erken kalkarlardı.
İşte Pelin ve Pelin’in yaşamı bunlardan ibaretti.
|