| Domatesler Depresyonda... |
|
| Cumartesi, 19 Ağustos 2006 15:17 | |||
|
Zaten bahçenin en az güneş gören yerine dikilmişlerdi.. zaten tam yanlarındaki kiraz ağacı onlara küsmüştü.. gölgesi hep üzerlerindeydi.. zaten canları sıkkındı.. ve zaten bahçe duvarı sıkıştırıp duruyordu iki yandan.. suyun sesini duyduklarında tüm bahçe bitkileri gibi domatesler de önce sevinir, sonra o suyu taşıyan hortumun ucundaki eli, elin bağlı olduğu kolu, kolun ait olduğu gövdeyi.. ve en kötüsü de o gövdenin üzerinde sürekli gülümseyen başı gördüklerinde.. içlerini tarifsiz bir hüzün kaplardı.. o baş birazdan yanlarında olacak ve diplerine vermesi gereken suyu, yapraklarına ve kafalarına kafalarına boşaltacak.. bunu yaparken de gülecek ve onlarla konuşacaktı!.. “yaa bi rahat dur!..” dedi yarısı kızarmış domates, yaprağa.. yaprak sinirlendi.. ne de olsa onun saklanacak bir yeri yoktu.. denemişti denemesine ama, hep bir yanı dışarıda kalıyordu.. daha doğrusu her yanı!.. yine de başını olabildiğince eğdi ve öbür yaprakların arkasına geçmeye çalıştı.. olmadı tabii.. bahçe hortumunu çekiştire çekiştire gelen kadın domatesleri görünce önce bir durdu.. hortumu tam önündeki maydanozların ortasına bıraktı.. maydanozlar can havliyle marullara doğru kaçmak istediler ama hep olduğu gibi şimdi de, kökleri buna asla izin vermedi.. izin alabilselerdi, bu sefer de marullar itiraz edecekti.. çaresiz, anında kayda değer bir dereye dönüşen suya bıraktılar kendilerini.. bu gidişle daha büyümeden çürüyüp gideceklerdi.. günde üç defa sulanmanın ne manası vardı ne?.. ancak o bahçenin maydanozları, salatalıkları, marulları.. domatesler dışında kalan her kim varsa, hepsi.. yine de şanslıydılar.. çünkü bu kadının derdi domateslerleydi.. onlara karşı öyle bir ilgisi, öyle bir tutkusu vardı ki.. eğer bahçede hala daha yaşam varsa, işte nedeni buydu.. aslında onlar da kadının gülüşünden, “aman da aman ne zaman büyümüş de kocaman bi şey olmuş bunlar” demesinden.. ve üzerlerine eğilip ha bire koklamasından bıkmışlardı.. çaresizdiler, ama domatesler kadar değil.. hortum yerinden kalktı, domateslerin yanına geldi.. önce özür diledi, son zamanlarda günde üç kere yaptığı gibi.. hayır yani elinde olsa hiç böyle bir şeye alet olmak ister miydi?.. ama sonuçta o bir hortumdu.. ve evet, bir alet.. “yandık!” dedi yarısı kızarmış domates, “baksana şuna, daha bir gülüyor sanki..” kadın gerçekten de daha bir gülüyordu bu sefer.. üstüne üstlük bir de şarkı söylüyordu galiba.. bu şu demekti: domatesler sabaha çıkamayacak!.. yer yarılsa da içine düşsek, diye düşündüler, şu bahçe duvarı yıkılsa üzerimize, diye düşündüler.. ve, salça bile olamayacağız diye düşündüler.. sonra, her bir yandan geliyormuş gibi duran suyun altında kaldılar.. yapraklar ıslandı.. domatesler saklandıkları yerlerde sırılsıklam oldular.. toprak çamur olmaktan bıkalı o kadar çok zaman olmuştu ki, artık sesini bile çıkarmadı.. şarkı bitti.. “ya bayılıyorum ben bunlara, bayılıyorum!.. ıımmmm şu kokuya bak!.. canım benim, güzelim benim.. çok tatlı bunlar çoook!”… şarkı yine başladı.. “hangisi daha beter?.. şişşt sana soruyorum!”.. yarısı kızarmış domates boşuna uğraşıyordu.. çünkü yaprak, üzerine boşalan onca suyun altında çoktan kaderine razı olmuş, bir tür tevekkül içinde, bu azabın bitmesini bekliyordu.. bu sefer de kırılmaktan kurtulabilirse, belki akşam karanlığında onu kimse fark etmezdi.. hayal de olsa, güzeldi işte.. hayal güzeldi ama ne o hayalin gerçekleşme ihtimali vardı, ne de kadının gitmeye niyeti.. “canım??..” dedi.. yarısı kızarmış domates korkuyla başını kaldırdı, hafifçe.. kadın yine “canım beniim..” dedi.. domates o an anladı ki.. koklanma sırası yine kendisinde.. kadın dalını bir eline aldı, domatesi biraz kaldırdı.. sonra bir yandan burnunu üstüne sürtüp bir yandan koklayıp, bir yandan gülüp.. bir yandan ağladı.. yarısı kızarmış domatesin, hani doğa kanunlarına ters gelmeyecek bir hali olsa, diğer yarısı da sinirden kızaracaktı.. sonra kadın doğruldu, hortumu çeke çeke, peşinden sürükleye sürükleye götürdü.. o gece, domatesler aralarında hep aynı şeyi konuştular, dertleştiler.. ya bu kadın depresyondan çıkacaktı.. ya da.. onlar da kendilerine konuşarak, gülerek ve ağlayarak sulayıp rahatlayacakları bir şeyler bulacaklardı.. ama kimse onlardan şarkı söylemelerini beklememeliydi tabii.. ocak 2005 Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
|




