| Cevabı Yok Sorular |
|
| Cumartesi, 19 Ağustos 2006 15:23 | |||
|
M.A.'ya... Hakkınızda ne az şey biliyorum Fernandes ama ne çok şey hissediyorum… Hüznünüzün iyotlu kokusuna yabancı değil sezilerim, ellerinizin mavisine ve karabasanlarca heba olan gecelerinize… Aysız gecelerde pusuya düşürür pişmanlıklar ve umutlar hep yalnız ve apansız çöker hesapsızlığınızdan. Matemler hep tek başına tutulur, en az değeri bilinen yalnızken en çok ve bir tek özlenendir; ya en keyifli kadehlerinizi kimlerle kaldırıyordu elleriniz, kimlere? Neydi niyetiniz, kime kısmet ettiniz?! Düşündünüz mü hiç; neden mavi derin(lik)ler yalnızlar ve yalnızlıkları emziriyor göğsünde ve sahip çıkıl(a)mayan düşlere ne olur?... Biliyor musunuz Fernandes; ağlamak, gözyaşını yüreğinden damıtanlara yakışır yalnızca. Bir gün ağlamak ya da ağlatmak isterseniz diye söylüyorum, yanaklardan akıtanlara inan(dır)mayınız… Anlamış gibi yapmayın… Cevapları da boşverin… Sorun kendinize, sorun… anlarsınız! “Bir adam, vitrininden ne dükkânı olduğunu anlayamadığı bir dükkâna girer ve tezgâhtaki yaşlı adama ne satıldığını sorar. ‘Biz düş satarız’, der adam. Müşteri ilgilenir. Satıcı adama üç düş gösterir. Müşteri, en sonuncusunu ve en güzelini beğenir. O düşte kendini görmektedir: Gerçek yaşamda, ilişkilerini doğru dürüst yaşayamayan biridir. Ama gördüğü düşte, başta kendi kişiliği olmak üzere, her yaşadığının ahlâkını savunmakta kararlı biri olup çıkmıştır… Beğendiği düşün fiyatını sorar. Satıcı, ‘yaşamınızın birkaç yılı’, diye yanıtlat. ‘Anlamadım’, der müşteri, ‘parayla değil mi?’. ‘Hayır, biz düşlerimizi, müşterilerimizin hayatlarının bir bölümü karşılığında satarız’. ‘Peki şu birkaç yıl.. biraz fazla değil mi?’. ‘Hayır. Bizde öyle düşler vardır ki, karşılığında bütün bir hayatı isteriz!’… Müşteri, düşü almadan dükkândan çıkar ve eski yaşamına döner. Düşlerine lâyık olmayı göze alamamıştır.” Gerçeğin ta kendisine tam onikiden dokunduran, Ingebor Bergmann’ın bir radyo oyunu bu; sorduruyor, gıcığına, kendimize o yanıtı yok soruyu. Biz nerede hata yapıyoruz peki kuzen(i)… Shatzi ömrünü vermedi mi, hayatına yüksek dozda enjekte ettiği düşer uğruna? Ne kadar ütopik olabilir ki bizim gündelik düşlerimiz? Daha kaç yılımızı feda etmeliyiz, aşka kalan zamanımızdan, kimseyi ortak edemediğimiz düşlerimize… Yazılarımı sever gibi tuhaf bir keyif ve gizli bir hayretle sev beni… Kalemine sarıl, sıkı sarıl; yazamazsan… akıtamazsan içindeki zehri…düşlemezsen… umudu bırakırsan elden… Kurtulamazsın ölümsüz cesedinden.. Sevgi ve saygılarımla Fernandes, ‘neden 55?’ merakıma, sizin nasıl bir hikâyeniz var? Özge Can
|




